İnsanlar üzerlerinde bir ağırlık hissettiklerinde, işleri son anda ters gittiğinde veya yuvalarına anlam veremedikleri bir soğukluk çöktüğünde, hemen bir düşmanın gizlice kapı eşiğine bıraktığı düğümlü bir ipi ya da karanlık bir köşeye saklanmış bir kağıdı ararlar. Elbette görünmeyen alemde kötü niyetle yapılan çalışmalar ve gölge tesirler tarih boyunca var olmuştur. Ancak yıllar süren manevi bakım ve arınma tecrübelerimde gördüğüm çok daha sarsıcı bir hakikat vardır. Bazen bir insanın elini kolunu bağlayan, kısmetinin önüne görünmez bir duvar ören en ağır büyü, bir yabancının yaptığı işlem değil; kişinin kendi dudaklarından dökülen veya en yakınlarının öfke anında fırlattığı keskin bir sözdür.

Eskiler boşuna "Söz ağızdan çıkana kadar senin esirindir, çıktıktan sonra sen onun esiri olursun" dememişlerdir. Kadim ilimlerde ses ve kelimeler, niyetin maddi dünyaya giydirilmiş elbisesi olarak kabul edilir. Bir düşünce zihnimizde dolaşırken henüz uçucu bir buhar gibidir; fakat ses tellerimizden geçip nefesimizle birleşerek havaya karıştığı anda artık somut bir enerji kütlesine dönüşür. Hele ki o söz, gözyaşıyla, derin bir ah ile veya yakıcı bir öfkeyle söylenmişse, tıpkı erimiş bir balmumunun kağıda basılması gibi kader çizgisine enerjisel bir mühür vurur.

Ağızdan Çıkan Söz Nasıl Görünmez Bir Düğüme Dönüşür

Halk arasında büyü denildiğinde akla sadece mumlar, tütsüler ve tılsımlı sözler gelir. Oysa bütün kadim ritüellerin temel taşı niyettir ve söz, niyetin en keskin kılıcıdır. İnsanın kalbi çok kırıldığında veya büyük bir haksızlığa uğradığında enerji alanı olağanüstü derecede yoğunlaşır. O esnada ağızdan çıkan bir cümle, sıradan bir sohbet cümlesi değildir; arkasında devasa bir duygusal fırtına taşıyan canlı bir oktür.

Yıllar önce kısmetinin tamamen kapalı olduğundan ve hangi işe elini atsa bereketini göremediğinden yakınan bir danışanımın bakımını yaptığımda, üzerinde dışarıdan yapılmış hiçbir yabancı işleme rastlamamıştım. Ancak geçmişine doğru derinleştiğimizde, gençlik yıllarında babasıyla yaşadığı şiddetli bir tartışma sırasında babasının öfkeyle "Benden habersiz adım atarsan ikiakan bir araya gelmesin" dediğini, kendisinin de aynı öfkeyle "Bu kapıdan çıkarsam bir daha yüzüm gülmesin" diye yemin ettiğini hatırladı. Yıllar geçmiş, baba oğul çoktan barışıp helalleşmişti; fakat o fırtınalı saatte havaya bırakılan o iki ağır söz, çözülmemiş birer enerjisel düğüm olarak kişinin omuzlarında asılı kalmıştı.

Kendi Kendimize Yaptığımız Söz Büyüleri ve Büyük Yeminler

Manevi tıkanıklıkların en sinsi olanı, insanın acı çektiği anlarda kendi kendine koyduğu yasaklar ve ettiği büyük yeminlerdir. Zihnimiz ve ruhumuz, kendi sesimizden duyduğu her kesin hükmü bir emir olarak algılar ve hayatımızı o emre uygun şekilde örmeye başlar.

Kırgınlık Anında Edilen Aşk ve Güven Yeminleri

Ağır bir ihanetin veya terk edilişin hemen ardından aynanın karşısına geçip gözyaşları içinde "Bir daha kimseye kalbimi açarsam, bir daha birine güvenirsem namerdim" dediğinizde, aslında kendi kalp kapınıza görünmez bir asma kilit vurmuş olursunuz. Aradan yıllar geçer, yaranız kabuk bağlar ve gerçekten sevilmek, sıcak bir yuva kurmak istersiniz. Karşınıza çok düzgün, merhametli insanlar çıkar ama ne hikmetse tam iş ciddiye binecekken içinize sebepsiz bir soğukluk çöker veya olmayacak bir sebepten ilişki dağılır. Çünkü yıllar önce kendi sesinizle kurduğunuz o koruma mührü, hala sizi yeni bir acıdan korumak için görevini yapmaya devam ediyordur.

Yokluk ve Çaresizlik Diliyle Bereketi Bağlamak

Benzer bir kilitlenme gündelik dilimize pelesenk olan şikayet cümlelerinde de yaşanır. Sürekli "Bizim yüzümüz zaten hiç gülmez", "Benim elim kurudur, nereye dokunsam kuruturum" veya "Bize rahat yüzü haram" gibi cümleleri tekrarlamak, kendi etrafınıza karanlık bir dua çemberi çizmektir. Dilin sürekli tekrar ettiği şeye kalp bir süre sonra inanır; kalbin inandığı şey ise insanın aura alanının rengini belirler. Kendi nasibini kendi diliyle taşlayan bir insanın, dışarıdan kısmet açma çalışmalarıyla feraha kavuşması çok zordur.

Hanedeki Ağır Sözlerin ve Ah Enerjisinin İzlerini Fark Etmek

Bir yaşam alanında veya kişinin kendi üzerinde geçmişten kalan söz mühürlerinin ve ah enerjisinin biriktiğini gösteren bazı ince manevi işaretler vardır.

  • Görünürde hiçbir sağlık sorunu veya maddi engel yokken, tam bir mutluluğun eşiğine gelindiğinde suçluluk duygusuyla karışık bir iç daralması yaşanması, geçmişte verilmiş bir sözün tetiklendiğini gösterir.
  • Aynı çatı altında yaşayan insanların belirli bir odada veya yemek masasında sürekli aynı kelimelerle tartışmaya başlaması, o mekanda daha önce söylenmiş ağır sözlerin enerjisinin duvara ve eşyaya sindiğine işaret eder.
  • Kişinin kendi sesinden veya kendi kahkahasından aniden ürkmesi, çok güldüğünde hemen ardından başına kötü bir şey gelecekmiş gibi tedirgin olması, neşeyi kendine yasaklayan eski bir yeminin gölgesidir.
  • Rüyalarda sürekli ağzın kilitlenmesi, sesin çıkmaması veya boğazdan düğümlü ipler çekilmesi, yutulmuş hakikatlerin ve çözülmesi gereken söz bağlarının en berrak sembolüdür.

Geçmişte Kurulan Söz Mühürlerini Çözmek ve Ruhsal Kefaret

Peki, yıllar önce bilmeyerek, öfkeyle veya gözyaşıyla ağzımızdan çıkan o ağır cümlelerin bağlayıcı hükmünü nasıl kaldırabiliriz? Manevi alemde hiçbir düğüm çözümsüz değildir; yeter ki o düğümün varlığı fark edilsin ve samimi bir tövbeyle üzerine gidilsin. Sözle bağlanan bir enerji, yine bilinçli ve temiz bir sözle çözülür.

Sessiz bir vakitte abdest alıp veya bedeninizi duru suyla arındırıp sakin bir odaya çekilin. Önünüze bir bardak temiz içme suyu koyun; çünkü su, sesi ve niyeti hafızasında en güçlü tutan rahmani unsurdur. Gözlerinizi kapatarak bugüne kadar öfkeyle, kırgınlıkla veya çaresizlikle kendinize ya da bir başkasına söylediğiniz tüm ağır sözleri, ettiğiniz yeminleri zihninizden geçirin. Ardından suya doğru duyabileceğiniz yumuşak bir sesle, geçmişte bilmeyerek, nefsinize veya acınıza yenik düşerek söylediğiniz tüm bağlayıcı sözlerin hükmünü şu andan itibaren kaldırdığınızı, kendinizi ve muhataplarınızı o sözlerin esaretinden azat ettiğinizi söyleyin.

Bu içsel iptal ve helalleşme niyetinin ardından, mümkünse bir ihtiyaç sahibini sevindirmek veya bir canlıyı doyurmak, kadim geleneklerimizde yemin ve söz kefaretinin en güçlü mührüdür. Ardından o suyu toprağa veya akan bir suya dökerek geçmişin ağır yükünü doğaya teslim edin. Dilinizi bedduadan, şikayetten ve keskin yeminlerden koruyup hayır konuşmaya alıştırdığınızda, hayatınızda yıllardır kımıldamayan o ağır kapıların nasıl kendiliğinden aralandığına hayretle şahit olacaksınız.